Ana Sayfa

27 Nisan 2012 Cuma

Adana Notları

İş değişikliğim nedeniyle bir süre tatil yaptım evde. Gerçi göz açıp kapanıncaya kadar geldi geçti ama iyi geldi. O kadar çok yapılacaklar listesi vardı ki, neresinden başlayacaktım listenin.  Aman boş ver, gez toz işte. Veee kızımla birlikte Adana yolları taştan demeye karar verdim J
2 yaşını geçti ve uçakta onun da bir koltuğu var artık. İki yaşını doldurduktan sonraki ilk yolculuğumuzda koltuğa oturtamamıştım, benim için hala küçük deyip bebek kemerini takıvermiştim. Ama artık kucağa oturamayacak kadar büyüdü. Bu kez beni hiç yormadı, kemerini bağladık ve ilk kez, uçakta koltuğa oturup yolculuk yaptı.
Çocukların dikkat, seçicilik, gruplama konusundaki algısı çok yüksek oluyor. Bu konuyu çoğu kez tecrübe ettiğim halde her seferinde yeniden öğreniyormuşum gibi şaşırıyorum.
Yolculuk esnasında şarkı söylemeyi çok seven kızım yine bildiği şarkıları mırıldanıyordu. Bir tanesinin melodisi tanıdık geldi ama ne olduğunu çıkartamadım. Tekrar söylemesini istediğimde Hande Yener-Havaalanı şarkısını söylüyordu. Bağlantıyı hemen kurmuştu.
Adana’ya inip babaanneye doğru yola çıktığımızda-ki doğduğundan bu yana 3.gelişi- ,amcası arabayı çok yakınına park etmediği halde binayı rahatlıkla buldu. Amcasını, Mehdi abisini, Buket(onun tabiriyle Nuket)ablasını, Elif bebeği unutmamıştı.
Güzel bir altı gün geçirdik orada, neyse ki hava da bizden yanaydı. Yedik, içtik, gezdik, mümkün olduğunca herkesle görüşmeye çalıştık. Kızım bol bol babaanneyle ve amcayla vakit geçirdi.  
Gitme zamanı gelmişti. Dönüşler her zaman zordur, giden için de kalan için de.  Babaanne doya doya öptü kızını, sarıldı amcası . Kontrolden geçip,el sallayıp bindik tekrar uçağa.
Bu yolculuğumuz da bir ilk yaşadık, kızımla. Uçak havalandıktan sonra kucağıma gelmek isteyen kızım, oturduktan sonra üzerime işedi, evet evet kucağımda otururken işedi. Onun gibi benim de ıslandı üzerim. Neyse ki onun yedeği vardı ama benim yoktu. Şimdiye kadar hiç düşünmemiştim aslında kendim için de bir yedek kıyafet taşımayı. Böyle bir şey  de başıma gelebilirmiş hem de en olmadık yerde. İnene kadar sorun olmadı, oturdum öyle ıslak ıslak ama indikten sonrası… Gerçek şu ki; çokta kötü hissetmedim kendimi, bu  çok normal bir durummuş gibi rahattım,valiz bile bekledim. Demek ki yanında çocuk var ise her şey olağandır diye düşünmeye başlamışım da haberim yok.

18 Mart 2012 Pazar

Tuvalet Sürecindeki Uygulamalarımız

Sanırım Eylül Naz bu tuvalet işini halletti. Herhangi bir değişiklik olmazsa,umudumuz o yönde, bu tuvalet süreci ile ilgili son yazım olacak.

Tuvalet sürecinde uyguladığımız yöntem;

·         Başlama tarihi ile ilgili belirli bir takvim belirledik

·         Belirlediğimiz tarihin öncesinden Eylül Naz’a ne yapacağımızı çok sık olmamak kaydıyla anlattık. Hatta bunu yakın gördüğümüz kişilerin yanında paylaştık

·         Sınıftaki arkadaşlarından kimlerin bezi bıraktığını öğrenip kullanarak Eylül Naz’a duyurmaya çalıştık.

·         “Dedikodu yöntemini” çok sık kullandık.

·         Aralıklarla açıklamalarda bulunduk, bez ve tuvaletle ilgili. Aslında bebeklerin bezi yürüyemedikleri için kullandığını, yürüyebilselerdi kaka/çişini tuvalete yapacaklarından bahsettik.

·         Özendirme yolunu denedik. Dışarı çıktığımız da artık onunda anne gibi tuvalete gideceğini anlattık. Dışarı çıktığımız da ya da bir yere oturduğumuz da “anne çişim geldi” diyor gelmese bile,tuvalete girme olayını yaşamak adına

·         Kakayı tuvalete yapmayıp altına yaptığında şöyle kısa bir hikaye anlattık; “Kakanı tuvalete yapmalısın tatlım ve kakayı artık evine göndermelisin. Onun annesi-babası merak ediyordur şimdi. Sifonu çekip kakana artık hoşça kal demen gerekiyor.” İşe yaradı mı bence yaradı. Çünkü bu konuşmadan sonraki gün de kakasını tuvalete yapmaya başladı ve “ anne kaka artık evine gitti, değil mi?” diye sordu. Böyle bir olaya aracı olmaktan, bir şeye yardım etmekten çok memnundu. Sifonu çekip kakasına el sallamasından anlaşılıyordu bu. Bir süre devam etti bu seremoni. Sonrasında tekrarlamadı “hoşça kal “ mevzusunu.

·         Ödüllendirme uyguladık özellikle kakayı tuvalete yapma konusunda. Fakat alışkanlığa dönüştürmeden ve ödül için yapma bilinci oluşmadan kestik ödül verme olayını.


14 Mart 2012 Çarşamba

Yumurta Kırıcı

Pasta, börek daha doğrusu unlu grupların yapımıyla pek alakam olmadı şimdiye kadar, hatta hevesim bile. Yumurta kırmayı da pek sevmem, kırdıktan sonra elime bıraktığı yapışkan halinden dolayı. Bilirim ki yumurtasız ne pasta olur ne de börek. Yumurta tüm mutfakların vazgeçilmezlerinden biridir.
Bizim evde yumurta olan bağımız sahanda başlar ve biter. Bu da haftada bir, birlikte yaptığımız kahvaltıda olur. Kayısı kıvamını tutturmak zor olduğu için ve de üşendiğimiz için; yumurtamız da sahanda, peynirli, sucuklu ya da sade olur. Eğer bitmişse kahvaltı için yumurta, apartmanın altındaki mandıradan baba-kız yumurta almaya gidip dönüşte de ekmek alıp gelirler. Bense çayı koymuş kahvaltı hazırlamaya başlamışımdır artık.
Ama yumurta yapma işi babanındır her zaman. Nasıl ki yumurta pazar kahvaltılarımızın vazgeçilmezi ise, sahanda yumurtayı pişirme de babanın vazgeçilmezidir. Öyle bir zevkle yapar ki, ayrıca her yaptığı yumurtada şahane olur. Ben yumurtaları dağıtmadan, bozmadan, karıştırmadan pişiremem. İlla ki beyazımsı kısımların hepsi pişecek. O ise bunu – dağıtmadan- başarır J
Babanın bir yardımcısı da var artık. Hatta evimiz yeni yumurta kırıcısı. İkiside bu işi büyük bir ustalıkla yapıyor ve bundan büyük bir zevk alıyorlar. Eylül Naz yumurtaları kırıyor, baba pişiriyor, sonra da oturup afiyetle yemek kalıyor.
Gerçi yumurta kırıcı aleti varmış piyasada ama bizim ki daha doğal ve organik J