Ana Sayfa

hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2012 Salı

Mekan Önerisi : Urla Yörük Evi

Şehir hayatından öyle sıkılıyorum ki, hele de çocukluğunu sokaklarda, şimdiki çocuklara göre  daha şanslı, yaşayan biri olarak.
Mahallemiz vardı, mahallede arkadaşlarımız vardı, saklambaç oynardık, ip atlardık, yakan top oynardık, parka gider saatlerce salıncak ya da kaydırak sırası beklerdik. Üstümüz kirlenirdi, çamur olurdu, toprağa dokunur, hissederdik. Düşerdik, bacağımız kanar, kolumuz ağrırdı.
Hava biraz kararınca yerler mühürlenirdi (!) Ne demekse, annem bizi böyle çağırırdı, oyunun bittiği, eve girme saatinin geldiği demekti bizim için. Gerçekten inanırmıydık, hatırlamıyorum ama inanırdık sanırım. Annemin yalan söylediğimizi gözlerimizden okuyor hikâyesine bir süre inandığımıza göre annemin o hikâyesine de inanmışızdır muhtemelen.
Yazarken nasılda o günleri özlediğimi fark ettim. Umarım benim çocuğum –şimdilik pek mümkün görünmüyor- da dilediğince oyun oynar, koşar, düşer, kalkar… Şuan ki gittiği yuvayı o yüzden çok seviyorum sanırım. Düz bir zemin üzerin kurulmuş, parkıda var, gözlem yapabileceği bahçesi de, kumu da var, ağacı da…
Geçen hafta sonu kahvaltı sonrası attık kendimizi yollara… Bulabilirsek temiz hava solumaya… Ve şehir dışına doğru istikametimizi belirledik. 
Burası beğenerek gittiğimiz yerlerden biri. Kahvaltısıda güzel, incecik açılmış gözlemeleri de. Çocukla gidilecek güzel mekânlardan birisi bence. Biraz uzak diyebilirmiyiz! Bence dememeli J
Yazın da gidilebilir kışın da. Kış için kapalı mekânı var hatta içeride gürül gürül yanan bir sobası bile. Küçük bir yapay havuzu, havuzun içinde ördeği ve balığı, etrafta gezinen tavukları.
Kahvaltı sonrası kısa bir orman yürüyüşü yapmalı, kozalak toplamalı. Rüzgarla birlikte savrulan yaprakları seyretmeli, rüzgarın sesini dinlemeli, papatyalara dokunmalı.







8 Şubat 2012 Çarşamba

Kuşlar Gibi Özgür

Çok uzun zaman oldu kendimi böyle iyi, böyle güzel ve böyle huzurlu hissetmeyeli.

Endişelerimden sıyrılarak yeni bir sayfa açabileceğim kendime. Ayağımdan prangalarla bağlı hissetmeyeceğim artık. Minnettarlık yükü olmadan, duygusallaşmadan, yanlışa boyun eğmeden, kendimi ezdirmeden –aslında buna salak yerine konmadan yazsam daha iyi olurduJ - haksızlık yapılıyor fikrinden uzaklaşarak, yeni bir sayfa açtım.

Kişi alışkanlıklarından biraz zor geçiyor ya da en azından ben öyleyim. Kurulu bir düzeni bozmak ne saçma değil mi? diye sorgulamadan yeni bir kararla yola çıkmak beklide en heyecanlısı. Kararın iyi mi kötü mü diye düşünerek boşa harcadığım zamanı, kendime ayırarak daha iyiye daha güzele gidecek diye motive ederek devam etmek.

Hayatımdaki ama çok hızlı olmayan değişiklikler, yeni heyecanlar, rutin hayat koşuşturmasından uzakta günler, saatler...

Aslında evet heyecanlıyım. Heyecanım yeni bir adımdan değil aslında. Kendimi kuşlar gibi özgür hissetmemden.

25 Ocak 2012 Çarşamba

İlk Kar Öyküsü

Bu O’nun ilk kara dokunuşuydu…

Kışa girdikten sonra “kar” kelimesini çokça duyar oldu. Ama neydi? Nasıl bir şeydi?

Her ne kadar görsel olarak görse de ona dokunmak, onu hissetmek apayrı.

Gerçeğe gitmeli dedik ve atladık arabaya bize en yakın olan yere ,Spil Dağ”ına doğru çıktık yola. Her zaman olduğu gibi tabela sıkıntısı yaşasakta bulduk yolumuzu. Tırmandık bol oksijene doğru. Yer yer kar birikintisi kalmıştı ve de çok az da buzlanma. Uzun zaman sonra bizim de karla ilk buluşmamızdı.

Nasıl güzel bir hava, güneş tepemizde bir taraftan ısıtıyor, rüzgar hafiften üşütüyor.

Küçük de olsa kardan adamımızı yaptık. Burnuna havuç koyduk.

Yukarı tırmanırken dönüş yolundaki arabaların sağ önünde mütemadiyen kar birikintisi gördük. Anlaşılan Spil Dağı geleneğiydi bu.

İlk Kar Tepkileri;

      Ayağım kayar, elimi bırakma
      Üşüdüm
      O kardan top mu?
      Kardan adam yapalım mı?
      Kar atma kafam üşür!
      Benim sucuğum yumurtalı olsun!:)



15 Ocak 2012 Pazar

Oyuncak Müzesi

Varyattan çıkarken hep aklımdadır Oyuncak Müzesi, “Eylül Naz biraz büyüsünde gidelim”dediğim yerlerden birisi. Hâlbuki o olmadan da gezebileceğim bir yermiş.

Bayıldım sergilenen oyuncaklara, çıkartıp hepsi ile oynayasım geldi.Bir ara Eylül Naz'ında benim gibi düşündüğünü hissetmedim değil, çıkartıp oynayabilir miyim diye baktı ama olmayınca vazgeçti.Aslında ne güzel evcilik oynardık Eylül Naz'la :) Hayvan çiftliğini gördüğünde Ali Baba'nın çiftliği sandı başladı şarkını söylemeye.Koleksiyonlar, Sunay Akın ve Ümran Baradan’dan. Hollanda, Almanya, Japonya...

Eylül Naz’ın arabalar, trenler, özelikle gemiler, itfaiye arabası, değişik figürdeki hayvanlar ilgisini çekti. Benim ise; oyuncak bebek evler en çok ilgimi çekenler arasındaydı.Saat 17:00 de kapanıyordu bu nedenle ayrıntılı inceleyemedik ama bir sonraki ziyaretimizde daha fazla zaman ayırmalı.

Cumartesi günleri “Hacivat ve Karagöz Gölge Oyunu” var. Biraz geciktik ama eğlenceliydi. Hemen küçük sandalyelerimize oturup seyrettik gölge oyunumuzu.

Küçük birde kafeteryası var, denize bakan. Her daim sıcak çay,bir de yağmur yağıyorsa dışarıda,daha da keyifliydi. Ayrıca kafeterya içerisinde satışa sunulan oyuncaklar da var. Ersoy'un kafeterya yorumu "huzurlu bir yerde çay içmek için ideal,ben gelirim buraya sık sık":)

Tuvaletinde çocuklar için düşünülmüş küçük lavabo olması da ayrıca güzeldi

Pazargünleri de Tarla Tiyatrosu var. Sonraki haftalarda götürmeyi düşünüyorum.

Müzeye giriş 5 TL. 0-3 yaş arası ücretsiz,3-6 yaş arası 2 TL. Bu ücrete Gölge Oyunu ve Tarla Tiyatrosu dahil.









14 Ocak 2012 Cumartesi

İzmir Lokması

Sokak ortasında kurulmuş bir tezgâh ve başında lokma ustaları, biri kızartıyor diğeri tatlıya batırıp sıradakine tatlısını veriyor.

İzmir’e ilk taşındığımız sıralarda, sokak ortasında ya da kaldırım kenarında yapılan tatlı için insanların sıraya girmesine, oluşan kuyrukta beklemesine anlam verememiştim. Nasıl bir lokmadır ki, bu kadar insanı kuyrukta bekletmeyi sağlıyor.

Sonradan öğrendim işin esprisini. Vefat etmiş insanların senesinde, kişilerin adakları olduğunda ya da sevabına, lokma tatlısı döktürüyor ve o çevredeki tüm insanlara dağıtılıyor. Bunu yapan firmalar ve gruplar var. Ekibi ile birlikte geliyor, tezgâhını sokağa kuruyor. Lokma ustası lokmayı yağda kızartmaya başlayınca kuyruk başlıyor. Yollarını değiştiren insanlar bile var. O kuyrukta her türden kişilere rastlayabilirsiniz. Sıra geldiğinde, usta küçük plastik kaplara 4–5 adet tatlı koyuyor, üzerine de bir kürdan ve peçete. Çevrede oturanların çoğu evdeki kaplarını kapıp geliyor hemen. Yolda yiye yiye gidiyorsun,kim ne der demeden.

Birlikteliğin ne güzel bir örneğidir Lokma,

Sabretme, birbirine saygı duymadır Lokma,

Yardımlaşmadır Lokma.

Eee bizim neyimiz eksik, biz neden yemeyelim deyip gireriz oluşan sıraya, alırız tarçınlı lokma tatlısını. Sonrasında da yaparız duamızı.

Ohhh miss :)

Bir de şerbeti akıtmadan yemeyi bir öğrenebilseydik...


31 Aralık 2011 Cumartesi

Hoş Geldin 2012

 Zaman su gibi akıyor. Bir sene öyle hızlı geçti ki,ne zaman Aralık ayının sonuna geldik, anlamadım gerçekten.


2011 deki yeniliklerimiz;

Stajımla ilgili kendimce büyük adımlar atıp,bitirmem gereken cd’leri bitirmeye çalıştım.

Eylül Naz ilk kez okula başladı

İlk kez Şirince köyüne – Ağva – Sapanca Gölü – Muş’a gittik

Eylül Naz ilk kez şarkı söyledi. Birçok şarkı öğrendi ve söyledi.

Aslında en önemli gelişme, Eylül Naz’ın bezi bırakması oldu.

Eylül Naz, bot giymeyi, montunu askıya asmayı, diş fırçalamayı, kendi kendine yemek yemeyi öğrendi.

Eylül Naz ilk kez Cumhuriyet kutlamasına katıldı, sinemaya gitti

Eylül Naz ilk kez Noel baba gördü ve ondan hediye aldı :)

İzmir’de ilk kez gece tek başıma kız kıza dışarı çıktık

İlk kez ebeveyn olarak veli toplantısına katıldık.

Yılın son yarısı biraz sıkıntılı geçti ama bir aile olduğumuz bize hiç unutturmadı.

Ersoy iş değiştirdi belki de bu yılın en önemli yeniliklerinden biriydi :)

Ama 2011 de bizi en çok etkileyen olay ise Serdar’dı. Seni çok özlüyoruz :(

İyisiyle kötüsüyle geldi geçti işte koca bir yıl. 2012 yılından çok beklentim var umutluyum iyi ve güzel şeyler adına.

Evet kayıt altına alıyorum,2012 de çok ders çalışıp sınavımı vereceğim,bir dee zayıflayacağım ve ilk altı ay için de vermeyi planladığım kilo  ise-5 :)

Mutlu,huzurlu veee en önemlisi sağlıklı bir yıl diliyorum….  

Bütün dileklerin gerçekleşeceği bir yıl olsun 2012 :)




4 Ekim 2011 Salı

Anne Dostu Toplum

Emzirme haftası nedeniyle Blogcu Anne'nin yeni yazısında Anne Dostu Toplum'dan bahsediyor ve manifesto hazırlığı için fikirlerimize ihtiyacı olduğunu söylüyor.

Çalışan bir anne olarak, kendi açımdan değerlendireceğim konuyu.


“Anne Dostu Toplum”dan ne anlıyorsunuz? Birkaç cümle ile tanımlar mısınız?
  • Bebek sonrası iş yaşamındaki kariyerine saygı duyan ,seçim yapma zorunda bırakmayan bir toplum düşlüyorum
Türk toplumunun “Anne Dostu” bir toplum olduğunu düşünüyor musunuz?
  • Çalışan biri olarak böyle bir toplum olduğumuzu düşünmüyorum, düşünseydim çok hesap yapmadan,doğum sonrası iş yaşantım kariyerin ne olur kaygısı çekmeden hamile kalabilirdim. İş hayatım mı yoksa bebek mi gibi git-gelller yaşamazdım.
Toplumsal hayatta annelerin karşılaştığı en büyük üç zorluk sizce nedir?
  • Eski fikirlerin kırılamadığı bir çevrede, ailede çocuk büyütebilmek
  •  Bebeğini/çocuğunu yalnız büyütmek zorunda kalan annelerin yaşadığı güçlükler
  • Bebeğini/çocuğunu kreşe yada anaokuluna bırakmak zorunda kalan annelerin güvenilir bir yer bulmasındaki zorluklar. Devletin bu konuya hiç el atmaması en büyük etken.
  • Dış mekânlarda(restoran/mağaza/açık alan) annelere sağlanamayan ortamlar
“Anne Dostu İş Yeri” deyince aklınıza gelen ilk üç kriteri paylaşır mısınız?
  • Doğum öncesi ve sonrasında kullanacağı izinleri ve emzirme saatlerini istediği şekilde kullanabilen, sorun çıkartmayan,ücretli ve ücretsiz izin hakkını kullanabilen
  • İş yerinde bebeğini bırakabileceği bir bakımevinin olduğu
  • Bebeği/çocuğu olan bir kadını-anneyi rahatlıkla işe alabilen,kariyer basamaklarında bu durumu engel olarak görmeyen bir yer olarak düşünüyorum
 Çalışan annelerin yaşadığı en önemli üç sorun size göre nedir?
  • İşe başlama sürecinde ki bebeğini kime/nereye emanet edeceğinin bilinmezliği ve çıkmazı
  • Şehir hayatının getirdiği güçlüklerden biri olan ev-iş arasındaki mesafenin uzak oluşu bu nedenle de bebeğini istediği ve ihtiyacı olduğu zaman  göremeyişi, hastalık döneminde izin problemlerinin yaşanması,uzun çalışma ssatleri
  • İş yerinde sütünü sağmak zorunda kalan anneler için uygun ortamın hazır olmayışı
Elinize bir sihirli değnek verilse, iş ya da günlük hayatınızda yaşadığınız hangi sorunu/engeli değiştirmek isterdiniz?
  • 0-18 ay döneminde ,işverenler yük getirmemesi açısından , ücretin devlet tarafından karşılandığı bir izin dönemi
  • 18-36 ay döneminde part tıme çalışma imkanı ya da ücretsiz izin hakkı tercihini yapabilme imkanı
  • Doğum öncesi ve sonrası zorunlu bir eğitim sistemi getirmek ya da anne-baba hatta anneanne/babaanne bebek ve çocuk gelişim seminerlerine katılma zorunluluğu
  • Ve bir de işleyen bir sağlık sisteminde her zaman danışabileceğimiz devlet tarafından her aileye bağlı bir pedagog 

2 Ekim 2011 Pazar

Sonbahar

Ve sonunda sonbahar geldi…

Ağaçların yaprakları sarardı,döküldü. Bize de yuvadan çıkış sonrası oyun çıktı. Yuvadaki bahçeye dökülen sararan yaprakları toplayıp ses çıkartıyoruz. Her seferinde ise; 

"Anne bak ses çıkıyooo" 

Sabahları ve akşamları bayağı bir serin oluyor ama öğlen ki güneş tüm sıcaklığıyla ısıtmaya devam ediyor.

Ben sıcağı pek sevmiyorum, soğukta yaşamak da daha bir kolay geliyor bana. Ama yine de yazı özleyeceğim en çokta balkonda ki yemek , çay sefamızı.

O kadar rüzgar oluyor ki üzerine bir şey almadan oturmak ne mümkün.

Akşam balkon görüntümüz ise ;








25 Eylül 2011 Pazar

Son Kez İçtim

Bu kez son dedim…

04 Eylül 2007 de son sigaramı içip, o gün sigarayı bıraktım, kendi isteğimle. Destek alarak bıraktım. Ankara’da otururken bir kez desteksiz bırakmayı denemiştim. Yaklaşık 3 ay süren bu süreç bana ızdırap gibiydi. Ve tekrar başlamıştım.

2.denememde İzmir’e yeni taşınmıştık, sigara çok rahatsız etmeye başlamıştı. Havası nedeniyle ve sigaranın da etkisiyle sabahları yorgun kalkıyordum, öksürüyordum, bilumum şeyler işte. Sonrasında Ersoy’la “Sigarayı Bırakmaya” karar verdik.

Biorezonans Tedavi yöntemiyle sigarayı bırakanlar olduğunu biliyordum ve İzmir’de de araştırıp bize en yakın klinikten randevuyu aldım. Balkona oturtuttular ve son sigaramızı içmemizi istediler. Sigarayı terk ediyor oluşum hüzünlendirdi biraz ama artık kararlıydım, istemiyordum. Evet son sigaramızı yarısına kadar içip verilen tüpe koyduk.   

Tedavinin en güzel yani fiziksel bağımlılığı bitirmesi. O gündür bugündür sigara içmiyorum. Tek tük kahve ile içiyorum ama içime çekemiyorum, unutmuşum çünkü sigarayı içmeyi.

Gittiğim yerlerde açık/kapalı yer arama gibi eziyet yok artık hayatımda.

Yemeklerin tadını almaya başladım, çayın ve kahvenin sigarasız çok güzel olduğunu,üzerimize sinen sigara dumanının aslında ne kadar kötü koktuğunu fark ettim. Dilim yarım metre dışarıya çıkmadan merdiven çıktım. Hırlamadan nefes almanın eşsiz bir şey olduğunu keşfettim.

Diyorum ki ben bu meleti nasıl içmişim senelerce. Sigara içiyorken bu lafı söyleyenleri anlayamazdım. Şimdi öyle iyi anlıyorum ki :)

Hamile kalmadan 1 sene önce bırakmıştım sigarayı ki hiç planladığım bir şey de değildi. Tertemiz bir vücutla hamile kaldım.

Ben sigara bağımlısı değilim :)



29 Ağustos 2011 Pazartesi

İyi Bayramlar

Küçükken heyecanlı geçerdi bayramlar. Sabah erkenden kalkılır, kahvaltı yapılır sonrasında ev ahalisiyle tek tek bayramlaşılır. Sonrasında misafirlerin biri gider biri gelir.Kolonyalar,şekerler,tatlılar….
Bayramlarda annem hurma tatlısı yapardı, bizim geleneksel tatlımızda oydu.
Aaa birde şeker topla olayı vardır. Çok sık yapmasam da birkaç kez yapmışlığım vardır. Kimde güzel şeker ya da çikolata olduğunu tahmin eder ona göre giderdim.
Özellikle büyük şehirlerde çocukların şeker toplama alışkanlıkları da bitti. Nasıl bitmesin ki; gazetelerde okuduğumuz onca kötü haberden sonra.
Doyasıya yaşadım sayılır bayram neşesini, heyecanını, telaşını. Benim yaşadığım sevinçlerin Eylül Naz’ın da yaşamasını isterim. Gelenekselleşen bayram anlayışını görsün, bayramların gerçek anlamını bilsin isterim.
Bizden çocuklarımıza nasıl bir bayram miras kalacak!? Şuan olduğu gibi bayramlar, tatil anlayışıyla mı devam geçecek. Bayramlaşmalar, sosyal paylaşım sitelerinde yazışmalarla, cep telefonlarından ya da 3G li görüşmelerle mi kutlanacak. Bayram kartları e-maillerle mi gönderilecek, internet ortamında paylaşılan bayram kutlama mesajları ile cep telefonundan mesaj mı göndereceğiz sevdiklerimize.
Gurbette bayram biraz daha buruk geçiyor. Neyse ki annem, ablam, Didem ve kızım yanımda. İlk kez Ersoy’dan uzak bir bayram geçireceğim L
Haydi, aile büyüklerinizin elini öpün, küçükleri sevindirin, şeker verin, bayramlarını kutlayın.
Böyle yazdığıma bakmayın, hala umudum var J
Herkese iyi bayramlar. Şeker tadında bir bayram geçirmeniz dileğiyle.
Not: Fotoğraftaki bayram kartını Eylül Naz yuvada hazırladı.



28 Ağustos 2011 Pazar

Ayrılık


Eylül Naz’ın babası ile ilk uzun ayrılığıydı.

Babaya karşı pek düşkünlüğü yokmuş gibi gelirdi. O nedenle bu uzun ayrılık nasıl etkiler gibi bir kaygım olmadı hiç.

Yaklaşık 10 gündür görmüyor babasını. Özlemiş her halinden belli. Babasının eşyalarını itina ile topluyor hatta evde unuttuğu sigara paketini bile teyzelerine vermiyor. Eğer biri babasının eşyasına dokunursa tepki veriyor,
”elleme o babanın men gelince vericem”.

Telefonla konuşmasını pek sevmeyen kızım babası ile telefonda konuşuyor, soruyor;
baba ne zaman delicen?”
“baba nereye dittin”
“baba mende delicem!”

Bayramın 2.günü akşamı yanımızda olacak, bakalım babayı görünce nasıl bir tepki verecek.

Not: ben de seni çok özledim hayatım

Hayat


Zorlu geçen bir hafta yaşadık.

Ersoy’un çok sevdiği çocukluk arkadaşı, kuzeni,İzmir’de ki tek dayanağı,Serdar, bir iş kazası geçirmişti.

Salı günü sabah Balıkesir’den geldi bu çirkin haber, hemen yattığı hastaneyi aradım,acilde ki doktoru ile görüştüm.Durumu hakkında bilgi aldım ama yüreğimi dağladı duyduğum şeyler. “hemen ailesine haber verin”

Böyle bir şey kime nasıl söylenirdi ki! Ersoy yoldaydı zaten, onu aradım durumu biraz ciddiymiş deyip geçiştirdim.

Sonrasında Adana’yı kayınvalidemi aradım, durumu anlattım sıkı sıkı da  tembih ettim “aman şimdilik Emra’nın kulağına gitmesin”. Neden böyle bir şey yaptım bilmiyorum;aslında onunda hemen öğrenmeye bilgi sahibi olmaya bizlerden daha çok hakkı vardı.

Ve içimizi yakan süreç başladı. Kabullenmek o kadar zordu ki. Bizim Serdar,orada yatıyor ölüm kalım savaşı veriyordu.Sanki bu bir kabustu ve birazdan uyanacaktım,ohh be her şey bir rüyaymış diyecektim. Ama ne yazık ki gerçek değildi bu.

Çarşamba günü doktoru beyin ölümünün gerçekleştiğini açıkladı. Tam bir yıkım,nasıl olur,o daha gencecik,20 aylık bir kızı var…

Ailesi böyle bir gerçeği kabullenmek istemedi, çünkü hala kalbi atıyordu makineye bağlı da olsa.

Eğe üniversitesine nakil oldu, orada da bir çok testten geçti. Sonuç aynıydı, beyin ölümü gerçekleşti.

19 Ağustos 2011,Cuma,saat  14:00

Bir yaprak düştü, savruldu gitti. Geride bir çok yaralı insan kaldı. Geride bu olaydan ders çıkartan insanlar kaldı. Geride babasına doyamamış bir Hayat kaldı.

Hayat şuan da çok hırçın özellikle de annesine. Babasını çok özledi, sürekli onu sayıklıyor, onunla konuşmak istiyor. Sanırım bir doktordan yardım alması onun iyiliğine olacak.

Evet ben Hayat’ın süt annesiyim, benim kızım,kızımın da kardeşi. O bize Serdar’ın bir emaneti.

Huzur için de uyu Serdar…Mekanın cennet olsun…Seni çok özleyeceğiz…