Ana Sayfa

2 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 yaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2012 Salı

Anne Kakam Geldi!...

Elim bir gidiyor, bir gitmiyor. Yazıp yazmamakta çok kararsız kalıyorum bu konuda. Bitti ama ben hala acaba mı deyip duruyorum yok yere. Bitti işte anla artık diye birini kafama kafama vurmasını bekliyorum sanırım.
Kaka olayını nasıl atlatacağız diye düşüne dururken biz,sihirli kelime bezsiz 12.gününde geldi kızımdan.
Eylül Naz:Anne ben süppizi kazandım, kakamı tuvalete yaptım
Anne: Peki ne istiyorsun sürpriz olarak?
Eylül Naz: Kuru fasulye, piav ve yogurt !
Anne :?!!...Peki o zaman
Akşam onu yuvadan almaya gittiğimizde anlattı öğretmeni kızımın ilk kez tuvalete kaka yaptığını hem de iki kez. Ne büyük bir rahatlıkmış Allah’ım,üzerimizden büyük bir yük kalktı sanki. Gözümde öyle büyütmüştüm ki tuvalet sürecini, bu kadar kolayca sona erdiğini görmek inan şaşırttı beni. Oysaki ne olumsuz yazılar okumuştum bu süreçle ilgili. Tuvalete kaka yapma, çiş yapma sürecinin sorunsuz bir şekilde devam etmesinin, bana göre, en büyük kaynağı; yuva ve yuvada ki bezsiz arkadaşları. Aylar öncesinden kendini bu sürece hazırlayan vücudu, görsel ve duyusal organlarıyla da tamamladı sanırım. Neyse ne işte, bitti mi bitti J
Sevim ve Bircan öğretmene ne kadar teşekkür etsem azdır. Çok destek oldular bu süreci atlatmamızda.
Kaka sonrası ödüllendirmeyi bir süre devam ettirdik. Alışkanlığa döndürmeden bıraktık, o da unuttu zaten.
Ama ne güzel bir cümleymiş “Anne kakam/çişim geldi”…
Altına kaçırma olayı bitti, bu arada. Arada, ama çok sık değil, kaçırmalar oluyor tabii ki. Her akşam yuvadan gelince, öğretmeni üzerini değiştirmiş mi diye kontrol ediyorum. Değiştirmişse kirlilere bakıyorum ıslak mı diye. Neyse ki bu paranoyalardan biraz uzaklaşır gibi oldum. Çoğu zamanda öğretmeni ödül olarak üzerini değiştirmiyor.
Hımm… Bir de gece olayı var. Bu konuda biraz notumuz düşük gelecek sanırım. Çünkü henüz bir adım öteye gidemedik. Hala Eylül uyuduktan sonra bezi bağlayıp, sabah o uyanmadan önce çıkartıyoruz. Sabahları yataktan sürünerek kalkıyoruz zaten, bir de gece uyan, Eylül’ü uyandır. Bize de eziyet O’na da. Gece uyanıp onu tuvalete kaldırmaya üşeniyoruz, evet. Herşey de bir anda olmaz ki ama… Daha birçok bahanemizde var aslında sıralayabileceğim.  Şimdilik yazı bekliyoruz gece bezi olayını bitirmek için.
Eğer gece uyanır bezi fark ederse;
“Anne bez bağlamışsın bana, ben bezi atmıştım çöpe!” diye kızma modunda uyarıyor beni. Ben de , “Gece tuvalete kaldırdım, kalkmadın. Mecburen bağlamak zorunda kaldım” dediğimde ikna oluyor neyse ki ama bezi de çıkarttırıyor. Sabah neyle uyanacağımızı bilmeden yatıyoruz. Bir de bakmışım ki, sabaha kuru kalkıyor. Yine de risk almamaya kararlıyız. Gece beze devam…

Sözün özü; korkmadan, duyduklarına kulak asmadan, bazen de olumsuz okuduğun yazılara aldırmadan kendi yolunu çizmek ve gitmek. Tökezlesen bile, çareyi birlikte bulabilmek.

Bu süreç çok kolay bir süreç diyemem ki her çocuk farklıdır,her çocuk farklı yaşar bu süreci.

Tuvalet süreci ile ilgili umarım tek bir yazı daha yazar sonra da bu sayfayı böylece kapatırım.






Kendime Not:
Tuvalet süreci başlama tarihi : 11Aralık 2011 Pazar akşam
Altına çiş kaçırmanın bittiği tarih:16  Aralık 2011 Cuma
İlk kaka ve devamı : 23 Aralık 2011 Cuma


26 Ocak 2012 Perşembe

Şarkı Söylemek Lazım

Şuan  büyük, en büyük tutkusu şarkı söylemek, dinlemek, yarım yamalak da olsa eşlik etmek. Sıraladığım şarkıların neredeyse tamamı yuvada öğrendi. Müziğini hatırlayıp sözlerini unuttukları da var arada ama ne olduklarını kestirebilmek biraz zor oluyor haliyle. Arabaya biner binmez "müzik açar mısınız?" ya da "radyonun sesini açar mısınız?" cümlelerine öyle alıştık ki. Çoğu zaman radyoda çıkan şarkılara parça parça da olsa eşlik ettiği de oluyor.
Şöyle ki; bu akşam Candan Erçetin'in Git şarkısının nakaratını söylediğine şahit oldum.
Müzik ruhun gıdası mıdır? Evet biz de öyle.
Küçükken onu uyutacağım zaman ninni söylemezdim çünkü kendi ninnisini kendi mırıldanarak uyurdu. Taa o zamanlarda iyiydi müzik kulağı, unutmazdı besteyi şimdilerde olduğu gibi. 
Dans etmek; müzik eşliğinde dans olmazsa olmazıdır. Çalan müziğin hareketli olması çokta önemli değil aslında, klasik müzik bile onu harekete geçirebilir. Yeter ki müzik olsun. Sadece evde değil, yolda yürürken çevreden duyduğu şarkıyla ya da girdiğimiz markette çalan müzik eşliğinde de dans edebilir.
Ama evde dans etmenin ilk kuralı elbise ya da etek giymek! 
Bu akşam teyzesi hareketli dansına biraz daha enerji gelsin diye bir aksesuar verdi ki bırak oynaması yürüyüşü bile değişti kızımın. Sanırım son günlerin yeni gözdesi bu aksesuar olacak. Çünkü yarın yuvaya onunla gitmeyi planlıyor.
1.                  Köpek ve Karga
2.                  Aydede
3.                  Anne Karnım Acıktı
4.                  Bebek
5.                  Uykum Gitti
6.                  Tembel Çocuk
7.                  Kardan Adam
8.                  Noel Baba
9.                  Yeni Yıl
10.              Portakalı Soydum
11.              Sümüklü Böcek - Parmak Oyunu
12.              Ördekler
13.              Bebek
14.              Hopini
15.              Fış fış Kayıkçı
16.              Hapşu

Hastalık - Bacaktaki Kızarıklık

Karar verdim, kızımın geçirdiği tüm rahatsızlıkları ve uygulanan tedavi yöntem/yöntemlerini buraya kaydedeceğim. Sonrasın da geri dönük hatırlamakta zorluk çekiyorum

Bacağında alerji gibi kızarıklıklar çıktı. Özelikle külotlu çorap giydiğinde oldu ya da bize öyle geldi. Tesadüftür belki de.
Doktora gösterdikten sonra kızarıklıklar daha da hafifledi. Bir süre külotlu çorap giymeyecek,terlettiği için çoğalmasını sağlıyormuş.

Bir hafta boyunca kullanacağı ilaçlar;

1.                  Zyrtec Oral Damla (Günde 1 kere 5 damla)
2.                  Trosyd Krem (Günde 2 kere çok ince bir tabaka halinde sürülecek)



18 Aralık 2011 Pazar

Tuvalet Eğitim Süreci 2

Yaşasın ilk çişini tuvalete yaptı J

Bezsiz günlerimiz nihayet başladı. Hatta bezsiz 1.haftamız doldu.

İlk yıldızını öğle uykusundan altı kuru kalktığında aldı öğretmeninden.

Evde ve okulda altına kaçırmalı günler yaşıyorken bir sabah bir olay yaşadık;

Sabah işe-okula gitmek için kalktık, Eylül’e evden çıkmadan önce tuvalete gitmemiz gerektiğini söyledim ama inatla istemedi ve ben de zorlamadım. Tam çıkmak üzereyken altına kaçırdı. Doğal olarak hiç tepki vermedim ama üstünü değiştirmek içinde çok acele etmedim ıslak vaziyette kalsın diye( tavsiye üzerine). Üzerini değiştirirken sürekli “Anne bi daha altıma yapmıcam” deyip durdu, ki “altına kaçırabileceğini bunu onun yaşındaki bir çok çocuğun yaşadığını hatta onun yaşında benim bile” anlatmama rağmen.

O gün akşam okuldan almaya gittiğimde kocaman hem de renkli bir yıldızı vardı. Çünkü altına hiç kaçırmamış ve her çişi geldiğinde tuvalete yapmış.

Gündüz tuvalet olayını hallettik sayılır.

Peki gece?

İlk gecesi bol bol altına kaçırmalarla geçti ve sonraki dört gecesi de. 3 kez gece tuvalete kaldırmamıza rağmen, uyanamadığı için yapamıyordu. Ya uyukluyordu ya da uyanmamak için ayak diretiyordu. Bilinçsiz bir şekilde tuvalete oturması da ayrıca anlamsızdı. Gece uykusunun bölünmesi hem bize hem de ona ızdırap vermeye başlamıştı.

Bu tür sebeplerden dolayı tuvalet sürecinde adım adım gitmeye karar verdik.

5.günün sonunda gece uykusunda beze devam ediyoruz. Eylül uyuduktan sonra bezi bağlayıp O uyanmadan önce da çıkartıyoruz.

Bu arada yatağa sermek için hasta yatak koruyucu serme bezinden kullanıyoruz. Böylece yatağa sızdırmıyor hem de pamuklu olduğu içinde nemi hemen çekiyor. 

Akşam sıvı tüketimine de şimdilik biraz azalttık. Sütünü de yatmadan 1 saat önce veriyoruz.

Bir de bizim en büyük sorunumuz olan kaka olayı var,onu nasıl atlatacağız? 

Henüz tuvalete kakasını yapmak istemiyor,altına yapıyor,sonrasında birlikte tuvalete atıyoruz kakayı. 

Her şey bir an çözülmüyor demek ki J


Tuvalet Eğitim Süreci 1

Ekim ayı ortalarında bir gün Eylül’ü okuldan almaya gittiğimde öğretmeni Eylül bezi çıkarmaya hazır, eğitime başlayabilirsiniz dedi birden. Öylece kalakaldım. Ki biz kızımın beziyle mutlu mesut yaşıyorduk. Sanki böyle bir süreç olmayacakmış gibiydi. Umuyorduk ki;bir sabah kalkacaktık  kızım tuvalet-bez olayını halletmiş. Ama yokmuş böyle bir şey J

Peki, kızım hazır da, biz hazır mıydık, tabii ki hayır. Önce kendimizi sonra da Eylül’ü bu sürece hazırlamaya karar verdik. Ani değişikliklere anında olumsuz yanıt veren kızımı, bir an da böyle bir sürece sokmak yanlış olurdu. İlk kez bu sefer fazla doküman kurcalamadım.Sadece Tracy Hogg’un yazısını okudum o kadar.

Ekim ayının ortasından bu tarihe (11.12.2011) kadar, sürekli olmamak kaydıyla ama sık sık  “bezsiz yaşamdan” bahsettik. Bezi çıkartmanın zamanı geldiğini; aslında bezi yürüyemeyen, yardımsız tuvalete oturamadıkları için bebeklerin taktığından, bezi çıkarttığında artık kıyafetlerini kendisinin çıkartabileceğinden,v.s.bahsettik.

Eylül Naz yanımızdayken, teyzesine, anneannesine ve bir çok yakınımıza “çok yakın zamanda Eylül Naz’ın bezi çıkartacağını, çişini ve kakasını artık bizler gibi tuvalete yapacağını”söyledik. Bu tür konuşmaların hepsini duydu ,dinledi ve hiç tepki vermedi. Bu da iyiye işaretti.

Bu arada Ersoy ve ben de zaman kazanmaya çalışıyorduk.Ve artık hazırdık...

Aralığın 11’i Pazar günü kalktık kahvaltımızı yaptık. Dışarı çıkmak için hazırlandık. Eylül tuvalet için adaptör (ki o ona küçük tualet diyor) ve giymesi için iç çamaşırı alacağımızdan haberdardı.

Günün sonunda tuvalet adaptörü, yükseltici ve kendinin seçiğ beğendiği iç çamaşırlarından alıp eve döndük.

Adaptörü klozete koyduğumuzda oturmayı reddetmemesi ne önemli bir olaydı bizim için, sanki gerisi çorap söküğü gibi gelecekti. Tabii ki öyle olmadı.






2 Ekim 2011 Pazar

Bebeği Gitti

İlk kez çaresiz hissettim kendimi ya da verecek doğru cevap neydi bilemedim.

Her şey bir anda gelişti. Karşıyaka’ya geçmek için vapura bindik. Hem trafikten kısa sürede olsa kopmak ve en önemlisi Eylül Naz’ın denizi ve vapur sevdası için.

Denizi, vapurun ve rüzgârın oluşturduğu dalgaları seyretmek, geçen gemilere ve vapurlara bakmak için vapurun kenarına gidip seyretmeye başladık. Her şey çok güzeldi, martılar uçuyor etrafımızda, hafif bir esinti, Eylül Naz gayet mutlu.

Yaşı gereği bebekle oyun oynamak çok sık yaptığı bir şey de değil. Ta ki taklit etme, rol yapma ve hayal gücünü kullanmaya başlayana kadar. Karnını doyurmak, altını değiştirmek, uyutmak, pusetiyle dolaştırmak,onunla konuşmak,ona şarkı söylemek. Böylece bebek bizimle gezmelere gelmeye, Eylül Naz’la birlikte yuvaya gitmeye başladı. Ama hala bir düşkünlüğü, bağlılığı yoktu ona karşı.

Neyse ben vapura döneyim tekrar. Kucağındaki bebeğe anlatmaya başlamıştı gördüklerini.

Birden bebeği elinden kaydı, yakalayamadık ve denize düştü. Üçümüzde kısa bir şok geçirdik, Ersoy ve ben panik olduk. Ve şaşkındık açıkçası.
Eylül ağlamaya başladı “bebeğim gitti, elimden düştü” diye.Yüzündeki ifade ise kendini suçlar tarzındaydı ve alıp getirmemizi istiyordu. O anda ağzımdan “şimdi denize girip alamayız, vapurdan inince baban kuşlara söylesin alıp ve evimize götürsünler” çıkıverdi.

İnandı, birkaç kez denize bakıp “Anne bebeğim” desede verdiğim fikir kafasına yattı gibiydi. Hatta bebeğinin, karşıdan geçen vapura binebileceğini bile söyledi.

Tamam, o anı kurtarmıştım ama sonrasında ne yapacaktık nasıl bir yol izleyecektik bilmiyorduk. Ersoy “keşke doğruyu söyleseydik” dedi. Ama bu olayın kızımın içinde nasıl bir tahribat yapacağını bilmiyordum ki. Yalan söyledim evet ama nedeni sadece o anı kurtarmak için değildi.

Bilmiyorum belki de doğru olan doğruyu söylemek olacaktı. Ama yapamadım, içim el vermedi.

Sonrasında bu konu bir daha açılmadı, aklına gelir mi bilmiyorum!

Gelirse ne yaparız onu da bilmiyorum.

Şimdilik aklımdan geçen aynısı olmasa da ona benzeyen diğer bebeğiyle oynamasını sağlamak.

3 Eylül 2011 Cumartesi

Ben Yaptım ! :)

  • Eylül Naz sorulan sorulara artık daha net cevaplar vermeye başladı. Hatta kurduğu cümlelerin sayısı da arttı. Mesela ;


“Anane tuvate gitti. Yüzü kirlenmiş. Yüzünü yıkıyor”

“Anne en Hayat’a gidiyom. Oyun oynicaz. Parka gidicez.”

Anne bengidiyom. Parka gidiyom. Atakam da geldi. İrem gelmedi.”

  • Söyleyemediği kelimeler var hala ama sesli olarak tekrarlıyor ta ki doğru sesi çıkarana, doğru kelimeyi bulana dek.


  • Uyanık olduğu zamanlarda çok konuşmaya, çok soru sormaya başladı. Bazen ben yoruluyorum onu dinlemek ama o sormaktan, konuşmaktan yorulmuyor. Aynı soruyu belki 10 belki 15 kez soruyor, cevabı bilmesine rağmen. Onun da kolayını buldum, eğer aynı soruyu sorarsa “sen söyle” diyorum, cevaplıyor ve artık o sorudan vazgeçiyor. J


Soruların başında;

“Anne bu ne?” ya da “Anne …. nerde?”

Ve şimdilerde ki takıntılı sorusu

“Nereye bakıyon?”

  • En sevdiğim huylarından birisi de “bunu kim yaptı/kırdı/döktü/düşürdü/dağıttı...”diye sorduğumda yanımıza gelip, sanki gururlanır gibi


“Anne ben yaptım” demesi.

Umarım bu hep böyle devam eder. Bu konuda çok hassas davranıyoruz. Yanlış bir şey yaptığında ve bunu bize söylediğinde tepkili yaklaşmıyoruz. Düzeltebileceği ya da toplayacağı bir şey ise “o zaman toplamalısın” ya da “düzeltmelisin” ya da “bunu yapmak için bize yardım et” diyoruz.


28 Ağustos 2011 Pazar

Çıksın Bitsin Artık


Demiştim Ağustos ayının son yarısı zor  geçiyor diye.

Bir de buna yüksek ateş eklendi. Çarşamba günü akşam başlayan ateş cumartesi güne kadar sürdü. 39-39,5 derecenin altına neredeyse düşmüyordu. 8 saate bir Dolven, 4 saate bir –eğer ateş 38 derece üstü olursa- Calpol. Bu arada yaptığımız diğer ek takviyeler ise; duş aldırma,sirke ile silme.

Koltuk altında ateşini ölçmek bir sorundu bizim için. Neyse ki bu kez çok sorun çıkartmadı. Gerçi sorun çıkartacak halide yoktu. Bunu oyun haline getirmek işimizi kolaylaştırdı. O da bebeğinin ateşini ölçüyordu. Ateş ölçer dıııt diye ötünce hemen bize dönüp
nokta yedi olmuş anne” diyordu :) (Biz ölçtükten sonra 39.7 (otuz dokuz nokta yedi) diyoruz ya oradan kapmış hemen.)

Doktorunu aradığımda 72 saat beklememi söyledi. Antibiyotiğe başlamanın erken olduğunu bana her gün bilgi ver demeyi de ihmal etmedi. Bu durum da beklemek ne kötü Gözlerini açmaya, yürümeye, konuşmaya hali yoktu. Hatta yemek yemeği çok seven kızım yemek dahi yemiyordu.

Cumartesi günü ateş normale bindi tabii Eylül’de.

Arkadaki 2.azılar henüz çıkmamıştı. Bu kadar yüksek ateşin enfeksiyon dışında başka bir nedeni olamazdı diye düşündük.

Ağzını zor da olsa kontrol etmeye çalıştığımda diş etinin kabardığını gördüm. Sonrasında annem dişinin patladığını fark etmiş.

Şimdiye kadar Eylül Naz’ın diş çıkartma olayı bizde çok sancılı geçmedi. Hatta köpek dişini çıkartma dışında hiç ateşi olmadı. Ki o ateşi de yaklaşık 1 gün sürmüştü.

Fakat bu kez zorladı bizi de kendisini de.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Sıcaklar ve Su Keyfi


Yaz biraz geç geldi ama iyi geldi. Ortalığı yakıp geçiriyor neredeyse.Sıcakların bir anda bastırmasıyla,parka gitme ya da dışarıda dolaşma gibi bir alternatifimiz azaldı. Neyse ki,Eylül sabahları yuva da parka çıkıp,oyunlar oynuyor.Böylece öğleden sonraları evde olmamız çok etkilemiyor kendisini.

Bu arada kuzenleri Yaren ve Dila hala biz de olduğu için öğlen uykusundan sonra onlarla çok keyifli zaman geçirebiliyor.

Bir de sıcaklarda en güzel oyunumuz suyla oynamak J

Eve geldiğimizde küveti dolduruyorum. Küvetimizde öyle büyük şaşalı bir şey değil.Evimiz gibi o da küçük. İçini hafif ılık su ile doldurduktan sonra keyifle ve sabırsızlıkla içine atlıyor. Yaklaşık 1 saat orada kalıyor hatta “anne cıp cıp bittiii” diyene kadar hiç sesimi çıkartmıyorum.Bu arada ben de evde yapılacak işlerimi yapıyorum.

Tabii ki de onu yalnız bırakmıyorum. Banyo yapmamızın tek şartı şarkı söylemek J

Banyoya girmek istiyorsa bana şarkı söylemek zorunda. Böylece onunla sürekli irtibat halinde oluyorum.

Su ile oynamanın olumlu etkilerinden bir diğeri de; akşam sorunsuz ve deliksiz bir uyku…

19 Temmuz 2011 Salı

Açıkhava Partisi

    Eylül'ün doğum günü partisini aslında yuvada kutlamıştık.Bir de sevdiğimiz kişilerle birlikte olabileceğimiz küçük çaplı bir parti yapalım dedik.
    1.yaş günü partisinde müsait olduğu için evde yapmıştık Fakat bu yıl ,evimiz küçük olduğu için,dışarıda yapmaya karar verdik."Peki nerede?" süreci başladı.Belli kriterlerimiz vardı, İzmir merkezde olacak,bahçeli olacak, çocukların birlikte oynayabileceği rahat edebileceği bir mekan olacak. Böyle bir yer bulmakta zorlandık açıkçası .
    Akşamları ara sıra çay içmeye gittiğimiz,Eylül Naz'ın çok rahat oynayabildiği bizlerinde serin serin oturduğumuz bir mekana karar verdik.Gaziemir'de İncirli Park....
   Tarih konusunda biraz esnek olmak durumunda kaldık. Kızımın kuzenleri (Yaren ve Dila) İzmir'e bizi ziyarete geleceklerdi ve onlarında aramızda olmasını istiyorduk.Vee karar verdiğimiz tarih,15.07.2011
 Doğum günü pastasını ise pastasına, temizliğine, titizliğine güvendiğimiz"Güzelyalı Şortan" da yaptırdık
    Ersoy,Yaren,Dila,Eylül ve ben biraz erken gittik,rüzgarın izin verdiği kadarıyla süsleme yapmak için. Neyse ki balon stoğumuz fazla idi.El birliği ile elimizden geleni yapıp,doğum günü partisine hazırlandık
    Nurturia'dan tanışıp arkadaş olduğumuz sevgili dostlarım Fatmanur ve zıp zıp oğlum Kaan,Betül ve şirin Selintoşum,Dilek ve yakışıklı Aren'im,Gülsün ve pıtırcık Defne'm bizi bugünümüzde yalnız bırakmadılar.
    Ayrıca Ersoy'un kuzeni Hakan ,eşi Evren ve çok şeker kızı Deniz;kızımın ebesi Gönül,eşi ve tatlı oğlu Efe;Elif ve bilmiş oğlu Can;Resmiye ve afacan Tuna;iş arkadaşım sevdiğim arkadaşım Füsun,eşi ve kibar kızımız Derin;Fotograf çekimi konusunda destek veren sevgili Nilüfer ,eşi Kadir ve kızları Zeynep;sevgili Ergun,Ersin,veeee ailemize yeni giren Sevgili Emir partimizde bizi yalnız bırakmadılar.
 Biricik annem,ablam Dilek ve Didem....Sizleri seviyoruz,iyi ki bizimlesiniz....Ablamın yaptığı poğacası ve küçük cuplar da süperdi.
  Bizler eğlendik,çocuklar da eğlendi,bol bol koşturup zıpladılar...Bir kaç anneden aldığım yorum "iyi ki de gelmişiz,çocukların oynama alanı geniş olunca biz de çok rahat ettik."
    Herkes gittikten sonra biraz daha oynadı Eylül sevgili kuzenleriyle.İyi ki de Yaren ve Dila'yı bekledik,güzel bir anı oldu onlara da.
    Gecenin sonunda arabada uyuyan bir minik melek,yorgun bir anne ve bitap düşen bir baba...
     Ama herkes mutlu :)







14 Temmuz 2011 Perşembe

2.Yaş Bitti....

2.yaş bitti...Ve bununla birlikte aşı ,rutin aylık doktor kontrolü bitti.Ama rejime devam.

28 Haziran da gittiği yuvada arkadaşları ile birlikte kutladık,fıstığımın 2.yaşının.Öğretmenleri bizler gitmeden önce sınıfı süslemişlerdi.Eylül yarım gün devam ettiği için yuvaya, öğleden sonra dört gibi oradaydık.Ama sadece anne-babanın katılmasına izin verdi öğretmeni.Yuvaya giderken yolda uyudu,bir süre uyanmasını bekledik baktık uyanmıyor uyandırmak zorunda kaldık.Sınıfa girdiğimizde çocuklar tam kadro masaya oturmuş bizi bekliyorlardı aslında pastayı desem daha doğru olur. Veee pasta geldiiiii. Mumları üfledi,öğretmenlerin yardımı ile çocuklar pastalarını yediler,meyve sularını içip ellerini yıkadıktan sonra "hooop eğlence zamanı" dedi öğretmen ve çocuklar coştu biz coştuk.Çocuklar içinde bizim içinde çok eğlenceli bir partiydi.Parti sonunda ise daha önce yuva arkadaşları için hediye olarak aldığımız kitapları verdik.İlk önce Atakan'a,lütfen..

Kızlara ,Hepsi Benim-Foli

Erkeklere, Hayvanları Çoook Seviyorum!-Veli 

Meral öğretmeni çok seviyorum,çok içten bir kadın.Çocuklara yaklaşımı sevecen.O da bir anne çünkü...Sabahları Eylül'ü teslim ederken huzur içindeyiz,biliyorum ki kızıma orada en ufak bir kötülük gelmeyecek ve orada çok güzel vakit geçirecek.Evden çıkarken yüzünde güller açıyor.

Bir de çok sevdiği bir arkadaşları var,Atakan! Tabii  bir de Emine,Yiğit,İrem,Can.

2.yaşının ikinci doğum günü partisi yarın.Bizler için düşünüp hadi yapalım dediğimiz bir parti.Ayrıntılar yakında....